İMAN ETMEK, İNANMAK NEDİR?

İnanırsam ne olur? İnanmazsam ne olur? Cevap: Bireysel açıdan hiç bir şey değişmez. Sünnetullah (Allah’ın yasaları) gereği bir kişi iman etti diye veya iman etmedi diye yaşamda(!) hiç bir ayrıcalığı, imtiyazı veya dezavantajı oluşmaz! Sadece toplumsal açıdan İMAN EDEN topluma BEREKET vaad ediliyor. Bu da tavsiye edilen durumların yerine getirilmesi ile ulaşılacak doğal bir sonuçtur. MUCİZE olarak adlandırılacak bir durum yoktur. İman etmeyenleri ise bunun tam tersi bekliyor.

 

İMAN NE DEMEKTİR?

İman [âmenû] E-M-N kökünden gelmektedir ve bu kökten gelen ifadeler GÜVENMEK, Emanet Etmek, Sorumluluk ve İman Etmek anlamlarına gelmektedir.

iman-21-10-_2016_09-23-38

Bu iddia test edilebilir bir durumdur. İMAN, GÜVEN anlamını içermektedir. Kişinin bu iddiasında ne kadar samimi olduğu sınanacaktır. Bu sınavda iddia sahipleri ikiye ayrılır.

 

İMAN, GÜVEN İddiasında bulunanlar:

1 – Gerçekten Güvenenler MÜMİNLER

2 – Gerçekte Güvenemeyenler

 

İMAN(GÜVEN) iddiasında bulunanların iddiası test edileceği ve bunun nasıl olacağı ayette görülebilir:

 

ÂL-İ İMRÂN-140:”… Ve bu (sevinçli ve kederli) günleri, Biz, insanlar arasında döndürüp dolaştırırız. Allah’ın, İMAN EDENLERİ (sınayıp) BİLMESİ (belli etmesi) ve SİZDEN ŞAHİTLER EDİNMESİ içindir. Ve Allah, zalimleri sevmez.”

 

Ayetten ne anladık? “SEVİNÇLİ VE KEDERLİ GÜNLER” sınav olarak karşımıza çıkıyor. Her iki durumda da “SADECE ALLAH’A GÜVENMEYİ BAŞARANLAR” sınavı geçmiş oluyor. Eğer kişi kederli günlerde Allah’a değilde parasına, malına, mülküne veya başka bir şeye güvenecek olursa, sınavı kaybediyor.

Dikkat! Kişinin bu içindeki İMAN/GÜVEN durumunu Allah zaten biliyor.

 

ANKEBUT-11: Ve muhakkak ki Allah, İMAN EDENLERİ ve MÜNAFIKLARI mutlaka bilir.

 

Allah biliyor, fakat kişi içinde bulunduğu bu samimiyetsiz durumunun farkında değil. Bu sınavın gerekçesi de – zaten tam da böyle bir durumda – kendi davranışına şahid olmasıdır.

 

ÂL-İ İMRÂN-140:”… Allah’ın, İMAN EDENLERİ (sınayıp) BİLMESİ (belli etmesi) ve SİZDEN ŞAHİTLER EDİNMESİ içindir …”

 

Bunun sebebi ise ölüm sonrası ahirette “DİN/BORÇ/HESAP GÜNÜ” kişinin itiraz etmemesi içindir.

Şimdi bu sınavdaki “ayrıma/ayrıştırmaya” tekrar bakalım:

 

İMAN, GÜVEN İddiasında bulunanlar:

1 – Gerçekten Güvenenler = MÜMİNLER

2 – Gerçekte Güvenemeyenler = MÜNAFIKLAR

 

İMAN/GÜVEN sürekliliği korunması gereken bir durum olduğundan düzenli sınava/teste tabi tutulur.

 

TEVBE-126: Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Hâlâ ne tövbeye yelteniyorlar ne de öğüt alıyorlar.

 

Böylece İMAN/GÜVEN iddiasında bulunanlara kendilerine yeterli sınama şansı verilmiş oluyor.

 

İNKAR Edenin, İMAN ETMEYİ (GÜVENMEYİ) Bırakanın Durumu Nedir?

 

NİSÂ-136: Ey İMAN EDENLER! Allah’a, Elçisine, Elçisine indirdiği Kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu Kitaba İMAN EDİN. Kim Allah’ı, meleklerini, Kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü İNKÂR EDERSE o, uzak bir sapıklığa düşmüştür.

 

Bu Ayet’teki cümle yapısı bize “İMAN ETMEK” ile “İNKÂR ETMEK” eylemlerinin birbirinin zıttı olduğunu gösteriyor. Fakat önemli bir ayrıntı var.

İNKÂR EDEN kiseye KÂFİR denir. KÂFİR kelimesi arapçada “gizlemek, saklamak” anlamlarına gelen K-F-R kökünden gelir. Sözlük anlamıyla, tohumları toprağın altına gizlemesi sebebiyle çiftçi için de kullanılmıştır. Bu bağlamda dini anlam olarak KÂFİR “inkâr eden, hakikatı/gerçekleri bilerek örten/gizleyen, küfreden (=şükretmeyen=paylaşmayan) anlamında kullanılmaktadır.

Dolayısı ile bu KÂFİR (İNKÂR EDEN) ifadesi bilmediğinden dolayı inanmayana değil, hakikatı (nimetleri veren RABB’ın Allah olduğu gerçeğini) bile bile gizleyen (artık ŞÜKRETMEYEN/PAYLAŞMAYAN) için kullanılır.

Bir kimse İMAN/GÜVEN iddiasında bulunabilir. İMAN edebilir, yani Allah’a güvenebilir. Allah’ın ve toplumun güvenini kazana bilir. Daha sonra (çıkar gibi, çeşitli sebeplerden dolayı) bile bile bu güveni suistimal eder de, İMAN ETMEMEYE / GÜVENSİZ OLMAYA dönerse İNKÂR etmiş olur.

Bilerek hakikatı (nimetleri veren RABB’ın Allah olduğu gerçeğini gizleyerek) ŞÜKRETME/PAYLAŞMA emrine uymayan İMAN ETMEYİ bırakmış olur.

 

NASIL İMAN EDİLİR?

Kafadan “İNANIYORUM” demekle, insan ne İMAN etmiş, ne inanmış ne de cennetlik olmuş oluyor. Bu duruma sadece ZAN ETMEK denir. Bu konuyu iki ayette görebiliriz.

 

ANKEBÛT-2: İnsanlar, “İMAN ETTİK (=GÜVENDİK)” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?

 

Bu sınavın zorluğu ise Bakara 214’te bildiriliyor.

 

BAKARA-214: Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara(öyle) şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve onun yanındaki İMAN edenler: “Allah’ın yardımı nezaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah’ın yardımı gerçekten yakın değil mi?

 

MÜMİN (İMAN EDEN/GÜVENEN-GÜVENİLEN) olmanın ve kalmanın yolu ise Hucurat 15’te bildirilmektedir.

 

HUCURÂT-15: Müminler ancak şu kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne İMAN EDERLER/GÜVENİRLER; sonra hiçbir KUŞKUYA/ŞÜPHEYE/GÜVENSİZLİĞE düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda didinirler. İşte bunlardır, sadıklar (=kitaba uyanlar).

 

İMAN Nasıl BEREKETE Ulaştırır?

Sadece Allah’a “İMAN EDEN/GÜVENEN” insan “GÜVEN VEREN/GÜVENİLEN” insan olur. Bu toplumdaki insanlar “ŞÜKREDER/PAYLAŞIR”. İman etmeyenler ise KÜFREDER (nimetlerin Allah’tan olduğu gerçeğini inkar eder), paylaşmaz.

ŞÜKÜR, bize ulaşan nimetlerin RABB’dan olduğu bilinci ile karşılığında (bir karşılık/ücret olarak) fiilen yapılan/edilen TEŞEKKÜRdür/PAYLAŞMAKdır. Artmasını istediğimiz şey için şükredilir. (Şükür Eda Edilir! Paylaşılır).

 

SEBE-13: Ona dilediği şeyleri, mihraplar (mescidler, saraylar, yüksek binalar), heykeller, havuz gibi büyük çanaklar, sabit kazanlar yapıyorlar(dı). Ey Dâvud ailesi, “ŞÜKREDEREK/ŞÜKÜROLARAK” çalışın! Ve kullarımdan, çok şükredenler azdır.

 

Şükreden/Paylaşan, Allah yolunda İNFAK EDEN toplumda insanlar biriktirme ihtiyacı hissetmez. İnsanlar TOPLUMA GÜVENİR. Bu ve beklenen sonuç (BEREKET) Bakara 265’te gösterilmektedir.

 

BAKARA-265: Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla
ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu,
yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibi dir
ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir.
Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter.
Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

 

SONUÇ: Görülebildiği kadarı ile ayetler bize şöyle bir mesaj veriyor:
Güvenin ve güvenilir olun. Güvenilir bir toplum bereketli olur. Eğer güvensizliği yayarsanız bereket olmaz! Tam aksine “cehalete batar (=aşırılığa gider)” ve bunda ısrar edersiniz.